11 Şubat 2009 Çarşamba
Ahmet Maranki Kaplıca ve Kür Sularının Önemi
Etiketler: Genel SağlıkAhmet Maranki Uyku ve Uyanıklığın önemi Ve sağlıklı uyku saatleri
Etiketler: Genel Sağlık28 Ocak 2009 Çarşamba
Çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için
Etiketler: Beslenme, Genel SağlıkKış mevsiminde çocuklar çok sık hastalanırlar. Onları hastalıklardan korumanın yolu ise bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçmektedir.
Çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için
- Çocuklarınızın sebze ve meyve tüketimlerini artırın. Sebze sevmeyen çocuklar için, sebzeleri blenderden geçirerek çorba veya köfte yapıp tüketmelerini sağlayabilirsiniz.
Kış aylarında meyve tüketimi çok önemlidir, çünkü bu mevsimin meyveleri özellikle C vitamini yönünden zengin, vücut direncini artırıcı özellikteki meyvelerdir.
- Omega-3, yağları kalbi desteklemelerinin yanı sıra bağışıklık sistemini de kuvvetlendirici özelliktedir.
Çocuklarınızın beslenmesinde Omega-3 içeriğinden zengin besinler olan ton balığı, somon, uskumru, hamsi, sardalye, ceviz, fındık, buğday, semizotu, ıspanak ve brokoliye yer vermelisiniz.
- A vitamini ve betakaroten bakımından zengin beslenme de bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Besinlerden; yumurta sarısı, havuç, süt, yeşil biber, brokoli, kayısı, balık yağı, kırmızı et, patates, yeşil yapraklı ve sarı sebzeler A vitamini ve betakaroten bakımından zengindir.
- Kola, gazoz gibi şekerli ve gazlı içeceklerin tüketimlerini azaltın. Su tüketimini yüksek tutun.
- Çocuğunuzun mineral alımını artırmalısınız. Minerallerden özellikle demir ve çinko bağışıklık sistemini güçlendirici özelliktedir. Demirden zengin besinler; kırmızı et, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kereviz yaprağı, roka ve kuru kayısıdır. Çinkodan zengin besinler; tam tahıllar, ekmek, et, balık, badem ve cevizdir.
- Çocuğunuzdaki kilo artışı bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur. Bu sebeple kilosunu dengede ve sağlıklı değerlerde tutmak önemlidir.
- Egzersiz ve hareketlilik bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir rol oynar. Yapılan araştırmalarda hareketli olan ya da sporla uğraşan çocukların hastalıklara yakalanma riskinin daha az olduğu görülmüştür.
- Uyku düzenine dikkat etmelisiniz. Düzensiz ve az uyku uyuyan çocukların vücut direnci zayıfladığı için hastalıklara yakalanması daha kolay olmaktadır.
0 yorum
Beyaz ekmekte kanser tehlikesi
Etiketler: Beslenme, Genel SağlıkGİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, ekmekte kullanılan katkı maddelerini www.gimdes.org internet sitesinde açıkladı...
www.gimdes.org sitesindeki bilgiler insanın tüylerini ürpertmekte. İnsan saçından domuz kılına kadar bir çok katkı maddesi içermekte olan beyaz ekmek hastalıklara davetiye çıkarmakta...
GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmeğe konulan katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Büyüközer'in açıklamalarına göre ekmeğe katkı maddelerinin konulmasının nedeni şunlar; "Hamurun asidini artırmak, bayatlamayı geciktirmek, ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, su kaldırma oranını yükseltmek, hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek ."
Ekmek yapımında kullanılan katkı maddeleri :
E170 kalsiyum karbonat
Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali ya da kemikten elde edilmektedir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvelerde ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına neden olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirmektedir.
E 471-E477 Mono
Homojenleştirici. Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir. Bitkisel kökenden türetilirse, helâl, hayvani unsurlardan türetilirse, şüphelidir.
nE 280 propiyonik asit
Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getiren hayvanların sindirim organlarında bulunur, mayalanmış kağıt hamuru ya da çürümüş lif bakterisinden elde edilmektedir; ekmek ve un mamullerinde kullanılır.
E 200 sorbik asit
Koruyucu olarak kullanılır. Ciltte kaşıntı yapabilir.
E420 sorbitol
Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden ya da sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda, ilaç ve kozmetiklerde kullanılır. Bebek ve çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.
E422 gliserin
Kıvam artırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol; hayvansal ya da bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine neden olabilir.
E920 Sistain
Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilmektedir.
nE924 potasyum bromat:
Un işleme ajanı. Bulantı, kusma, diyare ve sancılara sebep olabilir.
E928 benzoil peroksit
Unun beyazlaması için kullanılmaktadır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır.
GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, " Bunlar migrenden alerjiye hatta kansere kadar bir çok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır.
Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği nedeni ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusudur.
Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır" şeklinde konuştu.
Peki ne yapmalıyız?
Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, "Peki ne yapacağız?" sorusunun cevabını ise şöyle veriyor: "Güvendiğimiz market veya fırından katkısız ekmek isteyelim. Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nın yeni tebliğinde ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise "etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte 'katkısız' ifadesi kullanılır" şeklinde bir düzenleme getirildi.
O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünkü maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.
Beyaz ekmek yerine kepek ekmeğini tercih edin
Kepek ekmeğini tercih etmeliyiz. Çünkü buğday, sağlık açısından yararlı B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle kepek ekmeği yemek daha doğru."
Sağlıklı Beslenme Tüyoları
Etiketler: ahmet maranki, Genel SağlıkToplumların şeker tüketiminin artış hızı ile hastalıkların artışı birbiriyle doğru orantılı. Çünkü şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. İnsan vücudunun şeker almasına ihtiyacı yok.
Sağlıklı beslenmede de şekerin hiçbir yeri yok. Günde 30 gramdan fazla şeker yenirse, karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kanyağıdır. Bu hem damar sertliğine hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bir kutu meşrubatta 35 gram, 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
- Tabiattaki gıdalar sebze ağırlıklıdır. İnsan eli bir gıda maddesine ne kadar fazla değmişse, o oranda zararlı olur. Kaliforniya Valisi okullarda meşrubat satışını yasakladı. Patates cipsinin üzerine “Öldürücüdür” yazısını koydu.
- Kolesterol anne sütünde ve yumurtada bolca var. Demek ki insanın gelişme döneminde kolesterole inanılmaz ihtiyacı var. Birde bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı. İneğimiz merada otlasa, doğru beslense, doğmuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Süte kalsiyum açısından ihtiyaç var. Protein bulgur ve baklagilden alınmalı.
- Yapay yem üreticileri “Biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bu hayvanlar şeker hastası oldu. Çünkü pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patates ve mısırla besleniyor.
- Merada beslenen ineğin sütünde omega3 vardır. Bu ineğin sütünde en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit ile insüline benzer büyüme hormonu da vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Doğal süt çok pahalı değil, aradaki fark yüzde 10-15’i geçmez.
- Zeytinyağı omega9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omaga 3’ün emilimine zararı yoktur.
- Biz ve hayvanımız yeşillikten uzaklaştırıldıkça tek omega3kaynağımız doğal deniz balığı kaldı. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık,o hamsiden artık bize bir hayır gelmez. Ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip,çok omega6 aldığımız için artık omega3’e enzim kalmıyor.
Ayçiçek yağı pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra bir takım yapay yağ asitlerine dönüşür. Bunlar da kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar. Omega3’ün eksikliği ise, insanlarda şeker hastalığına ve damarların sertleşmesine yol açar.
Yemek üzerine içilen çayın zararı
Etiketler: ahmet maranki, Genel SağlıkDiyetisyen İpek Ağaca, "Yemekten sonra sakın çay içmeyin" diyor. Ağaca'ya göre yemek üzerine içilen çayın inanılmaz yan etkileri var
Yemek üzerine içilen çayın zararı
Diyetisyen İpek Ağaca, "Yemekten sonra sakın çay içmeyin" diyor. İşte Ağaca'ya göre yemek üzerine içilen çayın inanılmaz yan etkisi.
Diyetisyen İpek Ağaca, yemekten sonra çay içilmesinin vücutta demir eksikliğine yol açtığını söyledi. Çay tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi veren Ağaca sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, hangi restoran veya lokantaya girerseniz girin yemekten sonra garson size çay ikram etmek isteyecektir. Ya da; garsonun ikram etmesine zaman bırakmadan siz çayınızı zaten isteyeceksinizdir. Bu alışkanlığımız, sağlıklı beslenme açısından bakıldığında çok da doğru bir davranış değildir. Çünkü yemekten sonra içilen çay, demir içeren besin tüketildiyse, yemekle birlikte alınan demir mineralinin vücut tarafından kullanımını sınırlar.
KAHVE DE SUÇLU
Bu ne demektir; örneğin; yemekte kırmızı et yemiş olun, yemeğin hemen ardından çay içtiğinizde vücudunuz, köfteden gelen demirden tam olarak faydalanamayacaktır; çünkü çayda bulunan ‘tanen’, demirle bağlanarak demir emilimini azaltıcı etki gösterir. Kahve için de aynı şey geçerlidir. Yemekten en az 1 saat sonra tüketilen çay ve kahve demir emilimini etkilemez. Bu nedenle çay yemekte en az 1 saat sonra içilmelidir.
Biyonik İnsan
Etiketler: ahmet maranki, Genel SağlıkGenetik ve ruhî olarak insanlarıükemmelleşirme ve biyonik insan yetişirme imkanları vardır. Sadece "kader" noktasında bir şey yapma imkanı yok.
Genetik ve ruhî olarak insanlarıükemmelleşirme ve biyonik insan yetişirme imkanları vardır. Sadece "kader" noktasında bir şey yapma imkanı yok.
Uluslararası kuruluşlar, ABD, Rusya, İsrail ve güç sahibi diğer ülkeler kadrolarını bu usulde yetişirme gayreti içindeyken, Türkiye'deki yöneticiler bu konuyla ilgilenmiyorlar. Yeri gelmişken bu projenin sahibi, bu sistemin önce "necip bir milletin cihangir evlatlarına" anlatılmasını istemişir. Bunun sebebini sorduğumuzda “onların atalarının Yaratıcı'ya hizmetinden dolayı" cevabını vermişir.
Gelin bu ülkenin geleceğine ve düşen o bayrağı tekrar yerine koymaya talip olan gönül erleri, Alp-erenler bu işleri yapabilecek "insan"ı biz yetişirelim.
Biz birikimimizle ve size anlattığımız bu fikirlerimizle hazırız ve varız. Sizler de varız diyorsanız gelin bir olalım… ilimde, fende ve doğrularda… ve O'na kul olmakta… Dünyada insanca yaşamak için...
[ Bugün için sadece merkezimizin uygun gördüğü şahıslar her yönü ile korunmaya alınmaktadır. Bunların içinde dünyada başbakanlar, bakanlar, dünyada barışın adaletin devletin bekasına faydalı kişi ve kuruluşlarla ilim erbabı ve masum çocuklarda yer almaktadır...
[ Bunların sayıları dünya insanlığına hizmete göre çok sayılı ve sınırlı olmaktadır ve denemeler devam etmektedir.
[ Mistik açıdan bütün bu menfi enerji etkilerinden ve bizlere yapılan uygulamalardan kurtulmak için aklımızı ve irade-i cüziyemizi, kaide ve kurallara uyup gelişirerek fiiliyata geçirmemiz lazım. Kısaca emirlerin yapılıp yasaklardan kaçınılması bir kurtuluşa vesile olabilir. Yani menfiler atılıp müspetler arttırılabilir.
[ Yine mistik açıdan meseleye bakıldığında bir yönü itibariyle bu kaideler, düsturlar "Yaratıcı'nın bildirdiği ilahi kurallardır." denilebilir.
Huzurlu bir dünya ve insanlık için “Yaratıcı Güç”le, düşünce gücümüzle vicdanımızı bağlantılandırılıp, oluşurulan bu rabıtanın kopmamasını sağlayarak huzurun artmasını temin edebiliriz.
"Hayattan zevk alabilen dünya insanının mutluluğu" ancak ve ancak O'nunla olan ilişki ve rabıtasının gücüyle ve enerjisiyle doğru orantılı olacaktır.
Kozmik bilinç doktrinimiz; geçmişi olduğu gibi kabul edip kader noktasında geleceğe "irade-i cüziyemizden" istifade noktasında bakmaktır.
Kadere itiraz noktasında her sözü ilahi emir ve yasak süzgecinden geçirerek söylemeli, istikbale yönelik faaliyetleri de yine aynı süzgeçten geçirerek "geçmişen ders alarak" hayata geçirmeyi planlamalıyız.
Başarımız ve yeni keşifler için fiiliyatımızda da insan olarak "Keşşaf" isminin enerji boyutundan istifade ederek farklı bir boyut yakalamaya yani "perdeyi aralamaya" cehd etmeli ve "öteleri ve daha öteleri" düşünce ufkumuzda hayal etmeli ve bu ruhla yaşamaya devam etmeliyiz.
Bütün ilimler kainatta mevcut olup âlimlerin görevi, ancak ve sadece bu ilimler üzerindeki perdeyi kaldırmaktan ibarettir.
Reflünün En Büyük Nedeni Çay ve Kahve
Etiketler: ahmet maranki, Genel SağlıkBeslenme ve yaşam tarzının değişmesi, farklı sıkıntı ve hastalıkları da beraberinde getiriyor.
Mide asidinin, anormal bir şekilde yukarı doğru çıkarak yemek borusuna ve boğaza gelmesi durumunda oluşan reflüyü uzmanlar modern toplum hastalığı olarak niteliyor.
Reflünün beslenme düzeninin değişimiyle bağlantılı olduğunu ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Dursun Buğra, “Günümüzde daha çok fast food, hızlı yemek yeme alışkanlığı, kötü yağlarla yapılan gıdaların tüketimi, aşırı çay, kahve içilmesi, kola, soda, bira gibi gazlı içeceklerin tüketilmesi, sigara alışkanlığının artması reflüye zemin hazırlar. Tüm bunlar mideden yukarıya doğru asit kaçışını kolaylaştırıcı etkenlerdir” dedi.
Kötü beslenme alışkanlığı nedeniyle kiloların da artmaya başladığını belirten Prof. Dr.Dursun Buğra “Kilonun biriktiği yer ise en sıklıkla karındır. Karında biriken fazla kilolar, yağ artışı midenin basıncını artırır, dolayısıyla mide içindeki yüksek basınçtan, daha düşük basınçlı yemek borusuna doğru hem asidin hem de gıdanın kaçışı kolaylaşmış olur ve bunlar da reflüyü kolaylaştıran etkenlerdendir” diye konuştu.
İLAÇ TEDAVİSİ ETKİ ETMEDİĞİ TAKDİRDE CERRAHİ GİRİŞİMLER YAPILABİLİR
Reflü tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemin ilaç tedavisi olduğunu belirten Prof. Dr. Buğra, tek başına ilaç tedavisinin de yeterli olmayacağını hastanın da yardımının gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Dursun Buğra, yaşam tarzının mutlaka değiştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Kişinin kilo alımı, kötü beslenme, gazlı içecekleri içme, kahve ve sigara gibi olumsuz etkenlerden vazgeçmesi gerekir” dedi.
Geceleri baş tarafın yükseltilmesi ve asit önleyici ilaçlarla hastalığın yüzde 90’ının tedavi edilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Buğra, “Tedaviden sonra yakınmaları tekrar ortaya çıkanlarda ya da ilaç tedavisinden hiç yarar görmeyenlerde ise cerrahi girişimler yapılabilir” diye konuştu.